Sayfalar

12 Eylül 2010 Pazar

Land Art





Arazi Sanatı (Land Art)


İnsan tekil bir varlıktır. Onu hayvanlardan ayıran yegane özellik doğanın bir figürü olması değil onu şekillendiren biri olmasıdır. Akıl ve beden içinde doğayı keşfedendir. Her koşulda kendi evini yapmayı başarmıştır. İnsan durumunu belirten birçok iletişimde çevre öncelikli sırada yer almıştır. İnsanın arka planında bulunmakta olan aktivitelerin en önemlisi ve en büyüğü doğadır. Ona taptık, bozduk ,yeniledik, yıktık ve doğumla ölüm arasında konforlu bir şekilde doğanın ağında oturduk. Onun yapısı içinde köklendik ve çiçek açtık ama kaygımız sadece basit yaşamsal faaliyetlerin ötesinde şeyler aramamızı bizi hediye olarak sundu. Kendi izimizi bırakmak onu işaretlemek gözlemlerimizi dönüştürerek doğa ve uzaya aktarmak kendimizi bulmamızda önemli bir rol oynar. 

Eğer kendi kültürümüzün bildirimi bunu yönetiyorsa doğanın vasiyeti her ikisine de potansiyel bir evrim durumuna sürükleyecektir. Bilim ve sanat konusunun ikiside doğayı incelemeye ve ona ışık tutup kendimizi ifade etmeye ve anlamaya çalışma çabasıdır. İnsanlık doğanın onuru için form yaratarak onu yüceltir. Doğadaki maddeler kendi modellerini tekrardan izole bir şekilde yaratabilir ve bunu herhangi bir dökümana dönüştürebilir. İdeal düşünce bazen nazik bazen de haşin olabilir ama her zaman doğal çevrenin bvir parçasıdır.
  
Land art adı tabiyatın içinden çıkan işlerin karşılığı olarak meydana gelen sanatsal olayın en karmaşık ve büyüleyici halidir.

Land Art kavramı 1960’lı yılların sonlarında ABD’de gelişmiş ve 1970’li yıllarda Avrupa’ya yayılmıştır. Minimalist heykel anlayışıyla olduğu kadar kavramsal sanatla da yakın bir görüşü paylaşan Land Art, çağdaş sanatın “Non-Art” ya da “Anti-Form” hareketleri içinde yer almaktadır. Sanatın uygulama alanını genişletmek isteyen, sanat pazarına karşı çıkan, galeri ve müzelerin dışında etkinlik gösteren bu eğilim, bölgesel bir ekoloji bilinci ve arkaik kültürlerin yeniden keşfi ile de ilgilidir. Bu yönüyle Minimal Sanat’ın teknolojik biçimciliğine karşı olan Land Art, XIX. yüzyılın romantik manzara ülküsüne bağlanarak doğanın gizemine yeniden dönüşü destekler.
“Doğrudan doğa üstünde çalışmak, toprakla ilişkili işler gerçekleştirmek” anlamını içeren “Toprak Çalışmaları”(Earthworks) yapan Michael Heizer, Robert Smithson, Robert Morris, Walter De Maria gibi Amerikalı sanatçılar yapıtlarını daha çok Nevada ve California’nın çöllük bölgelerinde gerçekleştirmişlerdir.

Buralardaki uçsuz bucaksız boşluklar ve engelleyici mevzuatın bulunmaması sanatçıların doğal çevrede istedikleri boyutta —Çoğu kez anıtsal— çalışmalarına olanak sağlamaktadır. Yapıtlarında heykel ve mimarlıkla ilgili verilerden yararlanan bu sanatçılardan Robert Smithson’un “Spiral Dalgakıran”ı , Robert Morris’in “Gözlemevi”, Michael Heizer’in “Çift Negatif”i , Nancy Holt’un “Taş Hücre”si , Alice Aycock”un “Labirent”i bu anlayışın başlıca örneklerinden sayılmaktadır.
Robert Smithson'ın en ünlü çalışması Spiral Jetty (1970), Utah, Great Salt Lakedeki terk edilmiş bir endüstri­yel sitede düşünülmüştü, Dwan'dan fon sağlayan Smithson, petrol arayıcılarının mahvettiği endüstriyel atık arazisini, bütün yeryüzü eserlerinin herhalde en ünlü ve romantik olanına dönüştürmüştü. Smithson. fiziksel entropi anlayışı.
'tersine evrim' kendi kendini yok etmeden ve bunun yanı sıra doğanın kendini yeniden doğuran süreçleriyle sahiplenip dönüştürme imkânlarından büyülenme derecesinde etkilenmiş bir sanatçıydı, Doğaya sanat adına sahiplenilen ve erozyonun da müdahalesiz doğa adına sahipleneceği bir çalışma olan Spiral Jetty bu temaların peşindedir. Bu çalışmanın kaldığı sürece çekilen fotoğraflardan ve ilk dönemde çekilen bir filmden anlaşılacağı üzere, gölün kabarıp alçalan su seviyeleri Spiral Jetty'nin dibe gömülmesi, suyun üstünde ancak ara sıra görülebilmesi anlamına geliyordu.


“Land Art” sözcüğü kalıcı olmayan, daha doğrusu fotoğraf ya da video aracılığıyla tesbit edilen bir dizi yapıtı tanımlamak için de kullanılmaktadır. Bu tür çalışmaların başlıca niteliği doğa ile çok yakın ilişkide olmaları ve doğada bırakılan izlerin yapıt olarak ortaya konulmasıdır. Amerikalı Dennis Oppenheim’ın (1968-1969) ilk çalışmalarında uyguladığı “toprağın mevsime ve iklime bağlı değişiminin kaydedilmesi”, İngiliz sanatçıları Richard Long ve Hamish Fulton’un yürüyerek “manzarada bıraktıkları ayak izleri”, Christo’nun 1972’de Colorado’da gerçekleştirdiği “Vadi Perdesi” ve bunlara paralel bir anlayışla toprak üzerinde oluşturulan ahşap ya da taş çizgiler ve daireler “Toprak Sanatı” örnekleri arasında yer almaktadır . Norbert Lynton

Toprak Sanatı, Arte Povera, Olanaksız Sanat gibi isimlerle de anılan Eksantrik Eylem adlı sanat anlayışı ötekilerden çok farklı bir kategoriyi oluşturur. Dünyanın ıssız bir bölgesinde, daha önce hiç ayak basılmamış bir toprak parçasında, nokta nokta çizilen bir çizgi üzerinde ileriye ve geriye doğru bir süre yürünür. Toprağın üzerinde dönerken bölgenin bir fotoğrafını ve haritasını da beraberinde getirir. Başka biri çölde, birbirine paralel iki siper kazar ve boş, kullanılmamış arazide, heykeli andıran iki iz bırakmış olur. Bir fotoğrafla da yaptığı hareketi belgeler. Ancak geçen zaman nasıl ilk insanın açtığı patikayı yok etmişse, bu yapıtları da silip götürecektir. Yapılanlar geçicidir; eserin satılabilmesi mümkün değildir; yapılan işin masrafı satışa çıkarılan fotoğraflarla karşılanır. Bazı bölgelerde planlarını gerçekleştirebilmek için sanatçıların makine ve işçi kullanması gerekir. Bu tür çalışmalarda sanatçılar, yeryüzeyinin büyük parçalarını yeniden düzenlerler, ırmakların donmuş yüzeylerini çeşitli motifler uyarınca keserler, ya da yeni sürülmüş bir tarlayı tırmıkla düzelterek yeni şekiller oluştururlar.

Kırsal kesimde yapılanlara benzer çalışmalar, kent ortamında da gerçekleştirilmiştir. Kentin varlığına duyulan kuşkunun ve nefretin doğal ve kaçınılmaz sonucu olarak, bunlar kent ortamına meydan okuyan eylemlerdir. Bir sanatçı sergi açtığı galeriyi diz boyu taze, verimli toprakla doldururken; bir başkası, New York'ta bir araba parkını fırıncıların kullandığı tuzla kaplar. Ötekinin herkese açık bir galerinin zemininde, taşlardan oluşturduğu daireler, ilk insanın ayinlerle ilgili yapılarını hatırlatarak, makineleşmiş toplumda kesin bir kültür ve zaman şoku yaratır. Bu tür sanatın karakteristik özelliği kullanışsızlık ve yararsızlıktan çok, olumlu yöndeki mantıksızlığıdır: Görünürde hiçbir anlamı olmayan, geçici bir iz bırakmak için düşünce, emek ve malzeme harcanmıştır. Peki bu büsbütün amaçsız bir çaba mıdır? Aşırı israf yüzünden kaygılar duyulmaya başlanmış bir dünyada, savurganca bir takım hareketlerden ibaret midir? Eğer bu işler üzerinde iyice düşünürsek bunların, insanların ve maddelerin sömürülme­sine karşı; 20. yüzyıl kentinin hemen tanınan özelliği olan inşa etme ve yıkmaya karşı; doğa ve zaman önünde insanın küstahlığına karşı duyulan birer tepki olduklarını anlarız. Peki bu insanlar çölde çukur kazmaktan ya da bir ağacın altında dallardan motif oluşturmaktan başka birşey yapmazlar mı? Sanatçılardan bazıları da yaptıkları işlerle dip­lomat ve satıcı yeteneklerini, ender görülür şekilde birleştirmiştir. İçlerinden biri Sürrealistlerin, örtülü bir nesne ardında saklı olan giz temasını almış; doğal alanlara ve büyük anıtlara uygulayarak bu düşünceye yeni bir anlam vermiştir. Bazı tasarıları proje halinde kalmış; ayrıntılı planlar ve tartışmalar gerektiren bazıları ise gerçekleşmiştir.
Avustralya'da uzun bir kıyı örtülmüş; Kalifornia'da bir kır portakal rengi perdelerle kaplanmıştır. Bu projelerin, sanatçının neler tasarladığını gösteren, özenle yapılmış çizimleriyle kolajları, işlerinin kalıcı bir dökümünü verir. Bunlar, başka çalışmalar yapabilmesi için gerekli masrafları karşılamak amacıyla satılmışlardır. Sanatçının uygulanması çok zor olan tasarıları, işlerinin Sürrealistçe niteliklerinden daha önemlidir ve tüm yaptıklarının temasını oluştururlar. Belki de ortaya çıkan bir fırsattan yararlanılarak yapılmış olmaları bu temayı güçlendirir: Yapılma­sı olanaksız bir iş gerçekleştirilir. Benzeri çalışmalar zaten öteden beri askeri amaçlarla yapılmaktadır. Askeri amaçlar için gereken insan gücü ve malzeme elde hazır bulunmakta ve toplumsal engeller önemsenmemektedir. Amerika'lı Newton Harrison'ın tasarladığı, üzerinde düşündüğü ve araştırdığı, ancak henüz uygulamaya koyamadığı son derece çekici bir projesi vardı. Kullanılmayan askeri roketler, Kalifornia göklerine atılıp, atmosferdeki kimyasal maddeler ateşlenerek yapay bir 'auroro borealis' yaratılacaktı. Askeri ve sivil yetkilileri kan­dırmayı ve olağanüstü harcamaları gerektiren, uzun bir programa daya­nan bu tasarı gerçekleşirse, kısa süren ama olağanüstü anlar yaşatan bir olay, görkemli bir havai fişekler gösterisi gerçekleşecektir. Bir megaloman şakası mıdır bu? Peki ama, şu raflar dolusu hırdavatı, general­ler hangi amaçla kullanmayı düşünüyorlardersiniz?

1960’lı yıllarda çalkantılı atmosferinin ardından müzelerin ve galerilerinin dışına çıkıp mekan olarak adeta tüm dünyayı kullanan Land Art sanatçılarının çöllerde, taş ocaklaronda, uçsuz bucaksız arazilerde, terkedilmiş madenlerde, dağlık zirvelerde gerçekleştirdikleri çalışmalar, bir yandan sanatın tanım ve uygulanışında artık tüm sınırların aşılarak sanat yeni anlamlar yüklendiğini, diğer yandan da mekan anlayışının giderek sonsuza açıldığını göstermektedir.
          Özellikle yakın geçmişe bakıldığında sanat dalları ve uzmanlık alanları arasındaki sınırların yıkıldığı, çeşitli araçların (teknoloji ürünü araçların ve özellikle iletişim araçlarının) kullanılmasıyla çok yönlü sanatlar yaratacak şekilde yeni tarzda çalışmalar girişildiği bir dönem, mimarlık, resim, fotoğraf, sinema vb. Sanat dallarının sınırlarında kendisine yer edinen Land Art’ın köken olarak Happening’e ve Pop Art’a dayandığı, sanatçılarının büyük bir çoğunluğunun Amerikan Minimalizminden geldiği ya da benzer bir evrim geçirdikleri gözlenmektedir. Her ne kadar nesneyi, gerçek bir nesne olarak özgürlüğüne kavuşturan Minimalist sanatçıların sergilekleri tavır, yeryüzünü adeta bir resim yüzeyi gibi düşünerek araziyi biçimleyen kimi Land Art sanatçılarının tavrından farklı olsada, gerek Minimalizmin, gerkse Land Art’ın temelde resim ve heykelin sınırlarını zorlayan bir anlayışı benimsedikleri açıktır. Ancak, bu noktada görülmektedir ki, açık arazilerde, doğada ancak havadan kuşbakışı bakıldığında kavranabilecek izlerin ve işaretlerin bırakıldığı çalışmalarla ‘‘Havasal Sanat’’ da denilebilecek bir sanat devrinin başlangıcını haber verir.
          Dolayısıyla Land Art’la birlikte mekan artık sınırısdır, her yerdir, dünyadir ve mekan olarak dünyayı düşünen sanatçı, düşüncelerini gerçekleştirebilmek için her türlü nesneyi, mekanı, hatta dünyayı, doğayı kullanabilmekte, böylece Greenberg’in deyimiyle ‘‘Yetenek alanının ötesine geçer’’ çalışmalarıyla sanatın tanım ve uygulanışına farklı türden bir yaklaşım sunmaktadır.
          Her ne kadar insanın üstünlüğünü adeta gizliden vurgulamak isteyen kimi anıtsal çalışmaların gerçekleştirdiği Amerika ile doğaya karşı daha mütevazi bir eylemin sözkonusu olduğu avrupa arasında bu noktada bazı farklar gözlemse de adeta bir iz bırakma, bir sınır oluşturma çabasındaki insanın bir anlamda evrenin sonsuz mekanı karşısındaki durumunun birer simgesi denilebilecek tüm çalışmalarda, çatışan ve tüm çatışmalara rağmen uyum içinde olan bir insan-doğa ilişkisinin varlığını görmek olasıdır.
          Land Art sanatçılarına göre gerçekleştirdikleri çalışmalar ile iklim, doğa şartları arasındaki karşılıklı bir etkileşim mevcuttur ve bu bağlamda çalışmalarını evrimden geçirme isteği genel olarak tüm Land Art sanatçılarında görülen ortak bir özellik olarak dikkat çekmektedir.
          Aslında Land Art sanatçıları için biri modernizmden miras kalan, diğeri ise ona karşı mücadele eden olmak üzere iki zaman kavramı sözkonusudur, bunlardan ilki, ‘‘an’’ın ve ‘‘şimdi’’nin bünyesinde doğan bilime ve kurguya dayalı olan, ikincisi ise sürekliliği araştıran ve sanatsal çalışmaların yapılışı ve yokoluşları üzerinde duran görüşlerdir ki, bu görüş maddelerin dönüşümü ve vücudun deneyimi üzerinde odaklanmıştır. Ancak görülmektedir ki, ‘‘zaman’’ hakkında birbirine zıt olarak kabul edilen ve dolayısıyla bir tartışma ortamının yaratılmasına neden olan her iki görüş de pek çok Land Art çalışmasının doğasında mevcuttur.
Robert Smithson (d. 2 Ocak 1938, Rutherford, New Jersey – ö. 20 Temmuz 1973), ABD'li sanatçı. Jeoloji, kristallografi, endüstriyel atıklar ve bilim kurgu gibi alanlarda da çalışan bir sanatçı. 1960'larda modüler birimleri ile çoğunlukla kristal yüzeyleri anımsatan minimalist çelik heykelleri ile dikkat çekti. Sonraki işlerinde özellikle yere atma ve dökme gibi işlemleri işin içine katarak yer çekimi kavramıyla uğraşan heykeller yaptı. 1970 Nisan'ında Utah'taki Büyük Tuz Gölü'nün kuzeydoğu kıyısına en ünlü eseri olan Spiral Mendirek'i ('Spiral Jetty') inşa etti.
'Spiral Jetty' dağınık kayalık bir alandır, kendi etrafında sarmalanmış ve bir çıkmazla sonlanmıştır. Mevsim değişimlerine karşı şaşırtıcı derecede duyarlıdır. Su yosunlarının miktarına ve değişen tuz tabakalarına maruz kalan kayalara bağlı olarak su renk değiştirir.
20 Temmuz 1973'te çevrenin keşfini yapmak üzere profesyonel bir fotoğrafçı ile birlikte havalanan Smithson'un uçağı düştü, içindeki üç kişi de öldü. Otuzbeş yaşında hayatını kaybeden sanatçının yarım kalan işi Amarillo Ramp'i eşi Nancy Holt tamamladı.
 
Herbert Bayer (d. 1900 - ö. 1985), Avrupa reklamcılık ilkelerinin ABD'de yayılmasında etkili rol oynamış Avusturyalı grafik sanatçısı, ressam, fotoğrafçı ve mimar.
Önce mimarlık eğitimi gördü. 1921-1923 arasında o dönem Almanya'sının en ileri tasarım okulu olan Bauhaus'da Vasiliy Kandinskiy ve Laszlo Moholy-Nagy'nin öğrencisi olarak tipografi ve duvar resmi öğrenimi yaptı. Daha sonra aynı okulda grafik tasarımı ve tipografi dersi verdi. Bu arada bir yandan da Amerikan moda dergisi Vogue'de sanat yönetmenliği yapıyordu. 1928'de Berlin'e gitti; 1938'e değin reklamcılık, resim, sergi tasarımı, tipografi ve fotoğrafçılık alanlarında çalıştı.1938'de New York kenti'ne yerleşerek reklam tasarımı konusuna yöneldi.
1946'da Container Corporation of America'nın tasarım bölümü başkanı oldu ve her yıl Colorado eyaletindeki Aspen'de bir sanat şenliği düzenleyen Aspen Kuruluşu'nın tasarım danışmanlığını üstlendi. Aspen İnsanbilimleri Enstitüsü Binası (1962) ve yıllık şenliklerinde kullanılan Müzik Çadırı (1965) gibi birçok mimari tasarım gerçekleştirdi. Grafikerliği ve ressamlığı sürdürürken çevresel sanat alanında da Mermer Bahçe (1955) ve Duvarın Ötesi (1976) gibi denemeler yaptı.
Özellikle fotomontaj ve fotoplastik (kemiklerle ve geometrik biçimli nesnelerle kurgulanan ölü doğa) gibi teknikleri uyguladığı avant-garde anlayıştaki çalışmalarıyla tanınan Bayer, aynı zamanda toprağa biçim vererek oluşturulan yeryüzü sanatı dalının öncülerindendir. 1955'te Aspen Enstitüsü'nün arazisinde gerçekleştirdiği uygulamada çember biçiminde, çim kaplı bir toprak duvar tasarladı. Yüzü aşkın resim, heykel, duvar halısı ve fotoğraf sergisi açan Bayer, 1970'te Amerikan Grafik Sanatlar Enstitüsü'nün (American Institute of Graphic Arts) altın başarı ödülünü kazanmıştır.

Richard Long 2 Haziran 1945 tarihinde İngiltere'nin kuzeybatı bölgesindeki Bristol şehrinde dünyaya gözlerini açan Richard Long 1962'de yaşadığı kentte mevkum Batı İngiltere Üniversitesi'nde sanat eğitimine başladı. 1965'te buradan mezun olan Long akademik eğitimini Londra'da bulunan St. Martin Sanat Okulu'nda sürdürdü. 1968 yılında bu okuldan mezuniyetinin ardından 1960’ların sonunda sanat dünyasında adını duyurmaya başlayan Richard Long, çağdaşı İngiliz sanatçılarla beraber heykel sanatını geleneksel malzeme ve metodların ötesine geçirerek yeni bir ihtimaller dünyasının kapılarını aralayan sanatçılar kuşağının içinde yer aldı. Long'un doğayla derin bir özdeşilk kuran eserleri sanatçının tek başına çıktığı doğa yürüyüşlerinden kaynaklanıyordu. "Yürüyüş" temasını bir medyum olarak kullanan Long, bu yolla heykelin tanımını devrim yaratacak biçimde değiştirdi. Yürüyüşleri onu İngiltere'nin kırlık bölgelerinden, Kanada vadilerine, Moğolistan ve Bolivya gibi dünyanın dört bir köşesine götürdü. Long gördüğü manzaraları yeniden düzenlemek yerine ele aldığı vahşi tabiat köşelerine, kayalar eklemek, veya basit geometrik şekiller yapmak gibi küçük eklemeler yapmaktadır. Sanatçının çalışmaları zaman, uzam, coğrafya, hareket ve hacim arasındaki ilişkileri keşfetmek amacı gütmektedir.

Dennis OPPENHEİM , ABD li sanatçı (Washington/Mason City 1938), Kaliforniya College of Arts and Crafts’da ve Stan-ford Üniversitesi’nde öğrenim gördü. 1960′ların sonlarında land art doğrultusundaki çalışmalarıyla tanındı. Bunların en ünlüsü, yeni sürülmüş bir tarlayı tırmıkla düzelterek yeni biçimler oluşturduğu Directed Seeding Wheat (Yönlendirilmiş Buğday Ekimi) 1969 adını taşır. Daha sonra body art (gövdesel sanat) doğrultusunda, kendi bedenini sanat aracı olarak değerlendirdiği çalışmalar yaptı (Reading Posılion for Secönd Degree Burn/ikinci Dereceden Yanık için Okuma Konumu). Eylemlerim fotoğraf, video ve filmlerle belgeleyen sanatçının öteki çalışmaları: ”Annual Hings (Yıllık Halkalar) 1969, Timetrack (Zaman İzi) 1969, Zehirli Kesim (1969).



Andy Goldsworthy Britanyalı sanatçı. Cheshire  İngiltere’de  1956 doğdu, Yorkshire büyüdü.  1974-75 arası Bradford College of Art ve 1975-78 arası Preston Polytechnic sanat okullarında öğrenimini tamamladı. İskoçya'da yaşamaktadır. Doğada ve doğal malzemelerle eserlerini yaratmaktadır. Arazi sanatı  (Land art) hareketinin önemli ve popüler temsilcilerinden biridir.
       
Kaynak
Norbert Lynton, Modern Sanatın Öyküsü
Ayşe Sibel Kedik, Sanat ve İzleyici İlişkisinin Değişen Görünümü ve Zaman Kavramı Bağlamında Land-Art, Türkiye'de Sanat, Sayı :38
Robert  Nyron,  Modern Art in America
Jeffrey Kastner – Brian Wallis, Land and Environmental Art
www. wikipedia.org

Sanatı Sanatçılardan Kurtarın

Sanatı Sanatçılardan Kurtarın!
Yazdır e-posta
İsyancı Anarşizm

(Radikal Teori Karşısında Sanatçılar)
1

Çirkin bir dünyada yaşıyoruz. Bu çirkinliğin sorumlusu kim? Çirkin ne? Eğer bir güzellik satıcısı tarafından soruluyorsa, asıl çirkin olan bu sorudur. En çirkin manzara da sanatçıların kendilerini satmasıdır. Bir meta olarak sanat çirkin bir fikirdir; bir eğlence olarak sanat çirkin bir eylemdir. Bir memnun etme ve satış mesleği olarak görsel sanatlar çirkin bir iştir. Sanat alışverişi, sanat koleksiyonculuğu, sanat manipülasyonu, sanat işi çirkindir.
Bir geçim aracı olarak, bir hayatın tadını çıkarma aracı olarak sanat çirkindir. “Sanatçının da yemek yemesi lazım” ifadesi çirkindir. Bir sanatçının yemek ihtiyacı bir başkasından fazla değildir.
Sanatta ekonomik ilişkiler utanç verici ve çirkindir. Sanatta ticaretçilik, kariyercilik, para yapmacılık, hayatta kalmacılık çirkindir.
Bir iş adamı olarak sanatçı, bir sanatçı olarak iş adamından daha çirkindir. Sanatçının himaye altına alınmış bir ahmak olarak, bir masum olarak, bir şirket adamı olarak, bir koleksiyon parçası, başarılı adam olarak imajı çirkindir. Doğal bir hayvan, bitki, ot, egzotik meyve olarak sanatçı çirkindir. Sanatta anti-entelektüalizm çirkindir. Sanatta sahte entelektüalizm çirkindir. Sanatta özel-leştirilmiş entelektüalizm de çirkindir.
Sanat mekanizmasının bir parçası olarak çirkin kültü iğrenç ve çirkindir. Anti-sanatın herhangi bir biçimi çirkindir. Kolaj, montaj, hurda, performans ve enstalasyon sanatı çirkindir. Geometrik sanat dışavurumcu sanattan daha az çirkin değildir. Amerikan sanatı, Alman sanatı, İtalyan sanatı, Çin sanatı ve her tür sözde ulusal etiket sanatı çirkindir. “Genç sanat” çirkindir. Sözde uluslararası çağdaş sanat hem sefil hem çirkindir.
Tüm bienaller çirkindir. Turizm endüstrisinin parçası olarak sanat çirkindir. Tüm jüriler ve ödüller çirkindir. Kültürel değiş tokuş çirkindir. Sergi açılışlarındaki iyi niyet ve neşe maskaralığı çirkindir. Müessese ve ona boyun eğmek de aynı ölçüde çirkindir.
Hükümetin sanata sponsor olması çirkindir. Sanata kişilerin sponsor olması da çirkindir. Sanayide sanat, sanatta sanayi kadar çirkindir.
Sanat ticaretinin hileleri çirkindir. Müze sanat pazarlaması, sanat promosyonu, zevk yaratmak, sanat tarihi üretimi çirkindir.
İyi bir şey olarak, kesin bir şey olarak sanat çirkindir. Sanatta uyum çağı çirkindir. Sanatta refah işaretleri çirkindir. Sanatta fakirlik işaretleri çirkindir. Sanatta olayların çirkine dönmesi, en çirkin olanların suç ortaklığı ve rızadır. “Neden savaşalım?” ve “yaşam bu” çirkin ifadelerdir. Sanatta konsensüs, kâr, entrikalar, rekabet, konformizm, mülk istismarı çirkindir.
Sanatta vicdansızlık ve bilinçaltsızlık çirkindir. Çirkinliğin sorumlusu sanatçılardır.
2

Sanat tarihinin ve doğasının sorumlusu sanatçılardır. Sanat tarihinin doğası şudur: köleliğe boyun eğmiş, emrine amade olmuş güzellik.
Sanat tarihçileri sanatçıları şöyle bilir: sihirbaz, büyücü, üstatçı, imajcı…
Köle, mekanik, zanaat, köle işçi, anonim…
Grek, Romalı, ortaçağ…
12. yüzyıl: “Tanrı’nın Hizmetkârı”, mistik, aydınlatmacı, mozaikçi…
14. yüzyıl: Ayrımsız, sanatçı-zanaatçı (Filippo Lippi)…
15. yüzyıl: “doğada Tanrı’nın hizmetkârı”, bireysel, eğitimli adam (Van Eyck)…
16. yüzyıl: bilim adamı, natüralist, “liberal sanatlar”, Rönesans, (Dürer)…
Aynı zamanda: “ilahi ressam”, içsel fikir (Mikelanj, Leonardo)…
17. yüzyıl: Sarayın hizmetkârı, “kralların ressamı” (Velasquez)…
Sonra: Asil, klasikçi, kraliyet akademisi, güzel sanatlar (Poussin)…
Aynı zamanda: “Mükemmel ressam”, “ressamın ressamı”…
18. yüzyıl: İdealist, “mükemmelci”, rasyonalist, akademisyen (Reynolds)…
Sonra: “Kişilik”, mistik, romantik, virtüöz (Blake)…
19. yüzyıl: Materyalist, natüralist, “gözlemci” (Delacroix)…
Realist, bağımsız, devrimci, “siyasi bilinç” (Courbet)…
Aynı zamanda: Seyirci, belgeleyen, dönüşümcü (Manet)
Sonra: “İzlenimci”, burjuva, bohem…
Demokrat, işadamı, profesyonel…
20. yüzyıl: “Avangard sanatçı”, “dışavurumcu”, yansıtıcı…
Peygamber, reddedici, ütopyacı, “modernist”…
Eksantrik, protestocu, kaçışçı, sürgün, taşlayıcı…
Palyaço, fahişe, akrobat, eğlendirici…
Bir de: “Kurban”, şehit, anti-İsa, “varoluşçu”, “asil vahşi”…
İlkel, çocuk, “nevrotik”, “masum”, “ahmak”, vahşi adam, Fauvist…
“Sembolist”, düş kuran, imajcı, “sürrealist”, numaracı…
Metafizikçi, aziz, şarlatan, büyücü, pop…
“Şöhret”, eylemci, yalancı…
“Başarı-başarısızlık”, para ve ölümden sonra ün, laga-luga, dolandırıcı…
Herkes sanatçı, propagandacı, otoriter pislik çuvalı…
“Saf sanatçı”, “Soyut sanatçı” (Ad Reinhardt)…
Şizoid, anti-kahraman, şaman, şapşal piç…
“Kavramcı”, kurumsal sanatçı, tasarımcı, söylevler kullanan, tenkitçi ikili ajan…
Nesil be nesil önceden imal edilmiş pislik, küratör altında sanatçı, küratör üstte…
Sanatçı olarak küratör, küratör olarak sanatçı, basitçe kıç deliği…
Eğitimsiz sanatçı, yeni medya sanatçısı, çarkın dişi olarak sanatçı…
İşbirlikçi sanatçı, A.Ş. sanatçısı, tamamen iyileşmiş yoz sanatçı…
Polis olarak sanatçı, polis sanatçı…
Whistler’ın ifade ettiği gibi: “Sanatçı, kariyeri hep yarın başlayandır”.
Ne harika bir cümle!
3

Her şeyi sırayla ele almaya çalışalım. Sanatçılar konusunda, her zaman doğru olmayan bir şey vardı. Sanatçıların projesi, en azından son seferde, teknik olarak hatalı bir şey içerir, yani, birbiri ile çelişkili üç şey yapmak ister: dâhil olan azınlık için maksimum özgürlük sağlamak, dışlanan çoğunluğu hayatta kalma sınırına dek sömürmek ve bir ortak kültür miti ile ikinci grubun ayaklanmasını engellemek. Bu dolandırıcılıkta sanatçının rolü, “sanatına orospuluk yaptırmayan (para için olmadığı sürece) adam”dan çok daha fazlasıdır. Bu rol bugün olduğu gibi eskiden de büyük ideolojik öneme sahipti: gençlerin isyan etmesini önlemek, onları yatıştırmak, onları konsensüsün kültürel sınırları dâhilinde tutmak. Arthur Rimbaud şairlik mesleğinin tüm diğer meslekler gibi sefil bir şey olduğunu keşfettiğinde tiksinti içinde yerini yurdunu terk edip Afrika’ya gitti. Bir diğer Arthur’un (Cravan) protestosu daha şiddetliydi. Ama inkâr söz konusu olduğunda sanatçıların hafızaları kısa dönemlidir. Geçmiş inkârcıları kültürel ikonlara dönüştürürler, yani onları öldürürler. Sanatçılar kendilerini kurabiye gibi satmayı tercih ederler. Bunda başarılı olmuşlardır. Sanat zevkli bir şey olmuştur. Sanat eğitimi bir banka işine dönüşmüştür. Sanatçılar sosyal basamakları teker teker tırmanmaktadır. Alçak hükümetler kirli savaşlara girişmektedir. İnsan bu konuda ne yapacağını bilememektedir. Sanat eleştirmenlerinin hepsi yozlaşmıştır. Sanat dergileri moda dergilerine karışmaktadır. Her zamankinden daha büyük ve daha cici sanat kitapları yayınlanmaktadır. Müzeler dolup taşmaktadır. Eski isyankâr sanat sözleri ölmüştür. Sanatçılar gittikçe daha fazla, daha büyük, daha hızlı çalışmaktadır. Bazı insanlar hâlâ kitle iletişim araçlarının her şeyi açıklayabildiğini düşünmektedir. Cep telefonları hiç bu kadar meşgul olmamıştır. Bir sürü para ve şampanya dolaşmaktadır. Kitle iletişim araçları sanatçılara aşçılardan daha fazla yer ayırmaktadır. Sanatçılar tenkitçidir, her panele katılırlar. Her şey harikadır.
Hepiniz sahtekârsınız!
4

Çirkinliğin yok edilmesi gerek. Yıkım sanatı üzerine eski tez hâlâ yaşamaktadır. Bizi baskı altında tutan ve yeryüzündeki her şeyi çirkinleştiren mevcudun yıkımı hemen yapılması gereken bir görevdir. Ama diyelim ki sokak isyanları hakkındaki bir film yıkıcı bir katkı sayılabilir mi? Elbette hayır. Yıkım sanatı, artık sanat sistemi olan sanatın yıkımına işaret eder ve sanat sistemi büyük siyasi, ekonomik ve sosyal sistemin bir parçasıdır. Gerçekten yıkıcı bir proje için sanatçı tüm topluma karşı yürütülen genelleştirilmiş mücadeleye katılmalı, böylece her tür iktidar yapısı tarafından sanatçı olarak tanınmaya son vermelidir: müzeler, galeriler, sanat fuarları, editoryal kitaplar, ceza mahkemeleri, polis, kitle iletişim araçları, akademi… Bir sanatçı tamamen kabul edilemez, tanınamaz, öngörülemez olmalıdır. Her tür sosyal rolü, öncelikle de her tür maske altında sanatçı rolünü reddetmelidir. Buna reddeden sanatçı rolü de dâhildir. Yıkıcı devrimci eylem Avangard reddediş mitini ve tüm diğer mitlerin, doktrinlerin, ideolojilerin yok edilmesini de kapsar.
Her tür sanat ideolojisine ve tüm diğer çirkinliklere karşı çıkan güzeldir. Güzellik yaşam doluluk demektir ya da en azından böyle bir doluluk amacı gütmek. Bu durumda güzellik fikri özgürlük fikri ile doğrudan bağlantılıdır. Özgürlük tüm sınırların tamamen yok edilmesini içeren yıkıcı bir kavramdır. İnsan özgürlüğü gerçekten arzuluyorsa, o yıkımın içerdiği risklerle, hâkimiyetinde yaşadığımız kurulu düzeni yok etmekten kaynaklanacak her tür riskle yüzleşmeye hazır olmalıdır. Özgürlük, bizim gerçek işe karışma yeteneğimizden bağımsız olarak gelişeceğini umarak sığınabileceğimiz bir kavram değildir. Özgürlük her bireye ve her somut özgürleşme eylemine bağlıdır. Özgürlük kişisel bir gündelik mücadele deneyimidir.
Bu yüzden, özgürlük içinde yaşamak için insanın kendi bireyselliğini geliştirmesi gerekir. Bu durumda, mevcut toplumun aile, eğitim, ordu, iş, sanat sistemi, vs. içeren kurumlarının faydası olmaz. Tam tersine, bireyselliği baskılarlar, silerler, bireyselliğin yerine geçerler. Bireyselliği sosyal rollere indirgerler.
Bireysellik kavramındaki en büyük sorun, onun nasıl yaratılacağına dair reçeteler olmamasıdır. Benzersiz bir insan yaratmak için formüller olsa, elimizde yalnızca sahte bireysellikler olurdu. Bununla beraber temel ilke, gerçek bireyselliğin ancak mevcut toplumun ve çirkinliğinin yıkımı için girişilen eylemler aracılığı ile yaratılabileceğidir.
Çirkinliği lağvetme mücadelesi, iktidarı lağvetme mücadelesidir. Özünde, bireylerin sosyal roller ve kurallar olmadan yaşama, hayal edebilecekleri en harika şeylerin hepsini yaşama mücadelesidir. Grup projeleri ve mücadeleleri bunun bir parçasıdır, ama onlar, bireylerin arzularının birbirlerini arttırması ile büyür ve bireyleri boğmaya başladıklarında çözülür.
5

Çirkinliği bertaraf etmek için, sanatçı işe kendisi ile başlamalıdır, çünkü o yeryüzündeki en çirkin şeylerden biridir.
Başlangıçta, sanatçı “evet” deme gönüllülüğünü bertaraf etmelidir. Yüz durumun 99’unda “evet” demek yozlaşmaya, yıldırmaya ve uyuma teslim olmak demektir. Aynı zamanda, bir sanatçı “hayır” deme gönüllülüğünü de yok etmelidir. 1000 durumun 999’unda, “hayır” demek kamufle edilmiş bir “evet”tir, sahte bir protestodur, gizli yıldırma, çıkarların pazarlığa tabi tutulmasıdır.
Sonra sanatçı kendi üretimini, profesyonel eylemini, statüsünü bertaraf etmelidir. Sanatçının sanatı manipüle edilebilir bir şey olmakla kalmaz, sanatçının kendisi de manipüle edilmiş bir simge olur ve bu şartlar altında sanatçının ne olduğu, sanatının ne olması gerektiği tartışması toza dönüşür. Bu tartışma her zamanki işin bir parçasıdır.
Aynı zamanda sanatçı (sanatçı olmayı bırakan kişi) genelleştirilmiş mücadeleye katılmalı, devlete, kapitale ve burada şu anda yüz yüze olduğu tüm iktidar ilişkilerine saldırmalıdır. Bununla beraber, bu bir partiye, organizasyona ya da ağa katılmak anlamına gelmez. Görev hemen saldırmaktır, ama bazı organizasyonal çıkarlar ya da niceliksel büyüme lehine değil. Özgür bireylerin savunulacak sosyal ya da organizasyonal kimlikleri yoktur. Yapıları her zaman resmi olmayan bir niteliğe sahiptir, bu yüzden saldırdıkları zaman kendilerini savunmak, kendi propagandalarını yapmak için saldırmazlar, herkese saldıran çirkin bir düşmanı yok etmek için saldırırlar.
6

Belki de bir fikir olarak sanatın sonu gelmiştir. Sonu gelen sanat sistemidir. Tam tersine sanat –bir kavram ve insan aktivitesi olarak- muhtemelen gelecek dönüşümlere açıktır. Ama bu durumda, geleceğin güzel sanatı mevcut sanatçıların çirkin ellerinde değildir. Onlar bu bilinmeyen, hayret verici sanatla yüzleşmeden, sanatçılar kendilerini tamamen yıkmalıdırlar.
Bu sorun sanatçıların sorunudur, sanat kurumlarının, eleştirmenlerin, küratörlerin, vs. değil. Sanatçılar, yapmaya cesaret edemedikleri her şey kadar yaptıkları her şey için de sorumlu tutulmalıdır.
Alexander Brener, Barbara Schurz

kaynak
http://www.anarsi.info/index.php/metinler/1-isyan/49-radikal-teori-karsisinda-sanatcilar